Bölüm 22
Çeviri kaynağı değiştiği için Korece karakterlerde ufak farklılıklar olabilir.
Yi Ga-on'un gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Bir tedavi mi?"
Aşı talebini bekliyordu, elbette. Ama ondan bir tedavi geliştirmesini istemesi? Bu onu tamamen hazırlıksız yakalamıştı.
Ve gözleri fal taşı gibi açılan yalnızca o değildi.
O O
Je Hyun-oh.
Yi Ga-on, gözlüklerinin üzerinde süzülen yeni emotikonu görünce irkilip geriye doğru sendeledi.
Biraz utandım ama fark etmemiş gibi davranıp devam ettim.
"Aslında, bir meslektaşımın zombi dönüşümü de ilerliyor."
"Ah..."
Yi Ga-on'un gözleri bir anda merhametle doldu.
"Demek bu yüzden. Biraz tuhaf göründüğünü düşünmüştüm ama sanırım gerçekten de enfeksiyon yüzünden."
Bunu söylerken Je Hyun-oh'a döndü.
"Ama meslektaşın pek saldırgan değil, değil mi? Üzerindeki ekipman yüzünden mi? Yoksa—"
"O değil. Başka bir meslektaşım."
"H-Ha."
Yi Ga-on huzursuzca kıpırdanırken Je Hyun-oh'a gizlice bakışlar attı.
ㅠ ㅜ
Je Hyun-oh gözlüklerinin üzerine ağlayan bir emotikon koyunca titredi ama tepkisi öncekinden biraz daha iyiydi.
Her neyse, aramızda bir ortak nokta oluşturmayı başarmış gibiydim.
Yi Ga-on, Je Hyun-oh ile arasına biraz daha mesafe koyarak bana yaklaştı ve konuştu.
"Bir tedavi yapmak istiyorum ama... kendime güvenmiyorum. Aşıyla tedavi tamamen farklı şeyler ve oppam burada olsaydı belki, ama tek başıma..."
Yi Ga-on dudağını ısırdı. Tedaviye herkesten daha fazla ihtiyacı olan kişi oydu. Bunu söylüyorsa gerçekten de kendine güvenmiyordu.
Gerçekten de öyleydi — tek kişinin kısa sürede başarabileceği bir şey değildi.
Ama araştırmayı gerçekten tek başına sürdürmek zorunda mıydı?
Etrafta gayet işe yarar araçlar duruyordu. İçine yeniden karamsarlık çöken Yi Ga-on'a bir öneride bulundum.
"Çöpleri geri dönüştürsek nasıl olur?"
"Çöpleri mi?"
"Evet."
Onun için biraz daha açıklık getirdim.
"İnsan çöplerini."
Tek mesele çatıdan acil durum merdivenlerini kullanarak beşinci kata inmekti.
Ama bu kolay değildi.
Mo Haein derin bir nefes aldı, ardından dışarı verdi. Yeniden başlayan ateşi yüzünden nefesi sıcaktı.
O zamandan beri diken üstündeydi; bir anlığına bile odağını kaybederse Kwak Hanmuk'un üzerine atılıp onu ısırmaktan korkuyordu.
DeZonDeal'in enfeksiyon kapıldığında infaz ilkesinin nedenini kemiklerinin içinde hissedebiliyordu.
Dişleri kaşınıyordu. Mo Haein sertçe nefes alıp verdi, yüzü tekrar tekrar gerilip gevşedi.
"Binbaşı Mo. Dayanabiliyor musun?"
"Evet."
"Seni sırtıma alayım mı?"
"...İnfaz edilmeden önce seni de yanımda götüreceğim."
Karşılıklı zombileşme yeminini duyan Kwak Hanmuk kahkahayı bastı. O kadar sinir bozucuydu ki bir anlığına dönüşümün acısını bile unutturmuştu.
Mo Haein, sadece bir ısırık almak istediğini anlatan gözlerle ona dik dik baktıktan sonra mırıldandı.
"Yine de takım arkadaşım olduğun için memnunum. Bu operasyon için."
"Kardeş Goyo da takımda."
"..."
Mo Haein hiçbir şey söylemedi. Ama zihninde çoktan Han Goyo'yu canlandırıyordu.
Direktör Jang Seokyun, Han Goyo'nun amacını açıkça ortaya koymuştu.
Şu anda Han Goyo ne bir DMA askeriydi ne de bir meslektaş. O sadece Deneme'yi sona erdirmek için kullanılan bir araçtı.
Tehlikeliydi, bu yüzden bir ay boyunca işe yarayıp yaramadığı gözlemlenecek, faydalı değilse de ortadan kaldırılacaktı — araştırma için gözden çıkarılacaktı.
Mo Haein, Han Goyo'ya aynı zihniyetle yaklaşmaya çalışmıştı.
Ama beklediğinden daha zordu.
Han Goyo'yu tecrit odasına kilitlenmiş hâlde gördüğü an aklına geldi.
DMA'nın tecrit bölümündeki daha iyi odalardan biriydi ama yine de bir hapishaneydi. Yapısı, içeriden kapıyı açmasına bile izin vermiyordu.
Dışarıdan birinin kapıyı açmasını bekliyordu ve Kwak Hanmuk demir kapıyı açtığında kibarca eğilmişti. Bu manzara onu tek kelime edemez hâle getirmişti.
Üniformasını düzgünce giymiş, biraz gergin görünen Han Goyo'nun Mo Haein'e bakarkenki gözleri berraktı.
Bu şekilde muamele görmesine dair zerre kadar kırgınlık yoktu.
Ona selamını karşılık verdiğinde, belli belirsiz gülümsemişti bile.
Bunu gördükten sonra onu bir araç ya da canavar gibi görmesinin imkânı yoktu.
Ama Deneme'de gördüğüm en çılgın herif o.
Yaşına hiç uymayan kibar ve saygılı tavrından eser kalmamıştı.
Adının hakkını veremiyor, kudurmuş bir köpek gibi ortalığı birbirine katıyordu — DMA'ya katıldığından beri türlü türlü insan görmüş olan Mo Haein'i bile şaşırtacak kadar gözü kara bir deliydi.
Hayatı boyunca Kwak Hanmuk gibi başka bir herifle karşılaşacağını hiç düşünmemişti.
Han Goyo'yu düşünmek türlü türlü karmaşık duyguyu beraberinde getiriyordu ama bir şey açıktı.
Kötü bir çocuk değil. Cehennem gibi şüpheli ve tuhaf, ama yine de.
Şimdi bile.
Mo Haein zombi olduğunda Han Goyo onun infaz edilmesini kolayca savunabilirdi. Ama bunu yapmamıştı.
Bu sefer de Gerçek Son'u gerçekleştirebilir miydi?
Belirsiz gelecek hakkında düşünmemeye çalışıyordu ama umut etmekten kendini alamıyordu.
Henüz ölmek istemiyordu.
Hayır — henüz ölemezdi.
"Hanmuk."
Kwak Hanmuk beşinci katın kapısının önünde durup geriye baktı.
Han Goyo'nun çatıdan aldığı çelik boru omzuna asılıydı. Tam bir serseriye benziyordu.
Mo Haein son basamakta bir adım geride durarak sordu.
"İyi misin?"
Kwak Hanmuk, neden bunu umursadığını soruyormuş gibi bir ifadeyle ona baktı.
"İyiyim işte lan."
"Hayır... haaah, boş ver."
Han Goyo hakkındaki düşüncelerini duymak istemişti ama boşunaydı.
DeZonDeal'i Gerçek Son'la tamamlamak öncelikliydi.
Kwak Hanmuk acil durum kapısını iterken ıslık çaldı.
Mo Haein istemsizce kaşlarını çattı.
Belki de zombi dönüşümü ilerlediği içindi ama işitme duyusu normalden daha keskindi.
Öte yandan görüşü daralıyordu. Normal görüş alanının yarısından azını görüyormuş gibi hissediyordu.
Vücudunun gerçek zamanlı olarak değiştiğini hissetmek hiç hoş değildi.
Hatta bu rahatsızlık saldırganlığını daha da artırıyor gibiydi.
Kwak Hanmuk'un ardından beşinci kata girerken yakında bir parça kumaşı dişlerinin arasına sıkıştırması gerekecek, diye düşündü.
Kwak Hanmuk boynunu kütletti.
"Araştırmacılar burada gibi."
Daha nasıl bildiğini soramadan—
"BURADA HAYATTA KALAN VAR MI!! ÇIKIN ORTAYA!!!"
Kwak Hanmuk öyle yüksek sesle bağırdı ki tüm koridor yankılandı.
Bir an gecikmeyle Mo Haein ellerini kulaklarına bastırıp bir küfür yuttu.
Elbette hiçbir hayatta kalan dışarı çıkmadı. Yalnızca uyumakta olan zombiler kıpırdanarak homurdanmaya ve üzerlerine atılmaya başladı.
Mo Haein zombilere katılıp Kwak Hanmuk'a birlikte saldırma dürtüsünü bastırdı ve Kara Ay Kılıcı'nı çekti.
"..."
Avucuna keskin bir acı saplandı. Kara Ay Kılıcı sahibini reddetmeye başlıyordu.
Hâlâ kullanabiliyordu. Ama yarına kadar muhtemelen onu tutamayacaktı.
Kara Ay Kılıcı'nın artan zombileşmesinden duyduğu hoşnutsuzluğu hisseden Mo Haein acı acı gülümsedi.
Neyse ki beşinci kattaki Ölü Zombiler o kadar fazla değildi, bu yüzden kısa sürede işlerini bitirdiler.
Tam sonuncusunu da öldürdüğü sırada—
Sessiz koridor birden mühürlü bir kapının açılma sesiyle doldu ve iki adam ortaya çıktı.
Bir ding sesi duyuldu ve bir sistem penceresi açıldı.
◆Ana Görev: Laboratuvarı Keşfet.
「Hayatta kalanları ara ve aşı geliştiricisini bul. (3/4)」
Hayatta kalan araştırmacılardı.
Daha önce karşılaştıkları kadın araştırmacıyı da sayınca üç kişi ediyordu. Bir kişi daha vardı.
Yeni ortaya çıkan araştırmacılar sırasıyla ellili yaşlarının başlarında ve kırklarının ortalarında görünüyordu.
Aşı araştırmacısının yaşıyla uyuşmuyor.
Mo Haein, Kara Ay Kılıcı'nı kınına sokarken üçüncü kata inmesi gerekecek, diye düşündü.
Araştırmacılar zombi dolu koridora bakarken titrediler, ardından Kwak Hanmuk'u görünce yüzleri aydınlandı.
"S-Sonunda!"
Onu kendilerini kurtarmaya gelen bir asker sanmış olmalılar ki ürkmüş fareler gibi dışarı fırladılar.
Kwak Hanmuk onları durdurmak için elini kaldırdı.
"Hop, hop, amcalar. Durun bakalım."
Ardından başını geriye eğdi.
"Önce kimlik kartlarınızı kontrol edeceğim. Verin onları."
Adamlar beceriksizce kimlik kartlarını çıkardılar.
Tak Jucheol
Paeng Sangdo
Yaşlı olan Tak, genç olan Paeng'di.
Kurtulmuşlar gibi yüzleri ışıldayan iki araştırmacı, gözlerini kısarak "Hımm" diyen Kwak Hanmuk'un önünde durdu.
Kimlik kartlarını dikkatlice inceledi, ardından Mo Haein'e döndü.
"Burada aşı araştırmacısı yok."
"Bunun için isimleri kontrol etmene gerek var mıydı? Yirmili yaşlarının ortasında olması gerekiyordu."
"Hey, bebek yüzlü olabilir."
Kwak Hanmuk'un kusursuz mantığı karşısında Mo Haein derin bir nefes aldı. Sırf sinirden zombi dönüşümünün hızlandığını hissediyordu.
"Aşı! Aşıdan mı bahsediyorsunuz!"
Ortamı tartmakta olan Paeng Sangdo hemen araya girdi. Askerlerin hayatta kalanları kurtarmaya gelmediğini anlamış gibiydi.
"Buradaki ekip lideriyle birlikte aşı üzerinde araştırma yapıyorduk. Geliştirebiliriz ama malzeme sıkıntımız var..."
Faydasını hızla ortaya koydu. Kwak Hanmuk başını sallayarak onu dinledi, ardından sordu.
"Diğer araştırmacılar nerede?"
"Hayatta kalan sadece biziz."
"İki kişi daha var, amcalar."
Kwak Hanmuk uyarı niteliğinde çelik boruyu duvara vurdu.
"İşi zorlaştırmayın."
Borunun üzeri kanla öyle kaplıydı ki orijinal rengini bile görmek mümkün değildi.
Paeng Sangdo ile Tak Jucheol birbirlerine baktılar. Tak Jucheol boğazını temizleyip öne çıktı.
"Senin dediğin gibi iki kişi daha vardı. Ama onlar..."
"Kısa mı keseceksin?"
"...İki kişi daha vardı."
Tak Jucheol yüzü kızararak kendini düzeltti.
Mo Haein, Kwak Hanmuk'un çürümüş kişiliğinin başka birine yöneldiğini görmekten belli belirsiz bir memnuniyet duydu ve bundan sonra ne olacağını bekledi.
"Ama bizimle anlaşamadılar, bu yüzden laboratuvardan ayrıldılar."
"İkimiz tek başımıza da aşıyı geliştirebiliriz! Araştırma verilerimizi bile size gösterebiliriz."
Paeng Sangdo Kwak Hanmuk'u ikna etmeye çalışırken—
Tak Jucheol nihayet arkasında duran Mo Haein'i fark etti ve çığlık attı.
"AAAGH! Zombi, zombi!"
Tak Jucheol'un çığlığı üzerine Paeng Sangdo da paniğe kapıldı. Kalçalarının üzerine düştüler ve ortalık bir anda karıştı. Bunun üzerine Mo Haein sakince konuştu.
"Ben de askerim."
Ama faydasızdı. Tak Jucheol onu işaret edip tükürürcesine bağırdı.
"Zombiye dönüşüyorsun! Bir iki güne kalmaz zombi olacaksın! Biz tedavi değil, aşı araştırıyoruz!!"
Bunu haykırdıktan sonra ikisi de laboratuvara geri kaçıştı.
Laboratuvarın kapısı, açılması için kimlik kartı gerektiren mühürlü bir tipti ve virüsleri engellemek için tasarlandığından öylece kırıp açamazlardı.
Kwak Hanmuk dilini şaklattı ve kesin bir sonuca vardı.
"Üçüncü kata gidelim."
Ama işler umulduğu kadar iyi gitmedi.
Üçüncü kata girdiler, zombileri temizleyip aradılar — ama son araştırmacıyı bulamadılar.
"Sakın ölmüş olmasın..."
Mo Haein kaygısını gizleyemeden konuştuğunda, son kapıyı açmakta olan Kwak Hanmuk da dilini şaklattı.
"Beşinci kata geri dönelim mi? Goyo ve Yarbay'ın yanında olabilir."
Hatırı sayılır bir zaman geçmişti, bu yüzden önce yeniden toplanmaları daha iyi görünüyordu.
Kwak Hanmuk'la birlikte beşinci kata döndüklerinde—
Mo Haein inanılmaz bir manzaraya tanık oldu.
"WAAAAAH!"
"EUUUUGH!"
Tak Jucheol ile Paeng Sangdo, Je Hyun-oh'un pençesinde çırpınıyordu; ağızlarından salyalar akıyordu.
Yorumlar
Yorum Gönder