Bölüm 83
BÖLÜM 83: Boşluğun Üzerinde Bir İtiraf
[Boşluk]'un zaman kavramı yoktu. Ancak ne zaman ki yolu [Varoluş] ile kesişti, boşluk da zamanın akışına benzer bir şeyi deneyimlemeye başladı.
Boşluk Enerjisi Okulu'nun bilginlerine göre, insanlığın boşluğu incelemesini mümkün kılan şey tam da bu özellikti—yani değişim anlarını kaydedebilme yeteneği.
Şimdiye dönelim.
Boşlukta zaman kesinlikle akıyordu ama ne kadar geçtiğini kimse söyleyemezdi.
Cheng Shi uyanıp da kendini boşlukta süzülürken bulana kadar ne olduğunu tam anlayamamıştı; başının üzerinde gerçeklik ile uçurum arasındaki sınır çizgisi duruyor, arkasında ise sonsuz mavi gökyüzü alabildiğine uzanıyordu. Kumarı kazandığını işte o an fark etti.
Girdap Yutan gerçekten de sınırı geçmenin anahtarı olmuştu.
[Boşluk]'un bu "evcil hayvanları", yarıktan etkilenmeden gerçeklik ile boşluk arasında yüzebiliyordu. Karnının içinde yuttuğu gerçeklik yavaşça aşınır ve yeni bir boşluğa dönüşürdü.
Bu sayede, Girdap Yutan'ın içinde boşluğun çekim gücüne dayanabildikleri sürece, gerçeklik ile boşluk arasındaki sınırda gerçekleşen o "yok oluştan" sağ çıkmayı başarabilirlerdi!
Çünkü boşluğun çekim gücüne direnebilirdiniz ama yok oluş bir anda gerçekleşirdi. Onunla pazarlık falan edilmezdi.
Ve Cheng Shi’nin oynadığı kumar tam olarak buydu. Peki bahis neydi? Altısının da hayatı.
Eğer sular o kadar çabuk çekilmeseydi, belki de Cheng Shi sınırı ilk gördüklerinde cevabı çözebilirdi.
Ancak sınavın felaketleri çok ani, çok hızlı gelmişti ve onlara tepki verecek zaman tanımamıştı.
Eğer aralarında bir başka aldatıcı yoldaşı olmasaydı, Cheng Shi bu çileden nasıl sağ çıkabileceklerini gerçekten bilemezdi.
Aldatıcı yoldaşlarından bahsetmişken; madem kendisi uyanıktı, bu en azından [Boşluk] takipçisi birinin boşlukta güvende olması gerektiği anlamına geliyordu.
Yani Su Yida da çoktan...
Cheng Shi tam bunu düşündüğü sırada arkasından ayak sesleri duydu.
Çok tuhaftı. Ayaklarının altında hiçbir zemin olmadan, açıkça boşlukta süzülüyordu ama yine de birinin yürüme sesini işitebiliyordu.
Arkasını döndüğünde Su Yida’nın... baş aşağı bir şekilde kendisine doğru yürüdüğünü gördü.
Gerçekten de Su Yida tersti; gökyüzü gibi görünen bir yere asılmıştı, kafası Cheng Shi ile aynı hizadaydı ama gövdesi onun yukarısında kalıyordu.
Yine de Su Yida en ufak bir rahatsızlık hissetmiyor gibiydi ve gözlerindeki şaşkın bakış sanki, "Neden baş aşağı duran sensin?" der gibiydi.
Boşluğun doğası tam olarak böyleydi işte.
Hem gerçek hem gerçek dışı.
Burada yerleşik bir gerçeklik, üzerinde anlaşılmış kurallar yoktu. Her şey mümkündü ve her şey imkansızdı.
Su Yida yüzü asık bir halde yaklaştı ve söylediği ilk şey şu oldu:
"Senin bir palyaço olacağını hiç tahmin etmezdim."
Cheng Shi hafifçe kıkırdadı.
Bu bir hakaret değildi—çünkü Cheng Shi gerçekten de bir palyaçoydu.
Bir palyaço, yani bir [Aldatma] rahibi.
Tıpkı bir palyaçonun sahte gülümsemelerle kahkahalar attırması gibi, başkalarını yalanlarla iyileştiren bir rahip. Yöntemler farklı olsa da özü aynıydı.
Su Yida sonunda Cheng Shi’nin kimliğini çözmüştü!
Ama aslında durum onu deşifre etmesi değil, Cheng Shi’nin bunu bizzat açığa vurmasıydı.
Çözüm olan Girdap Yutan çok erken gelmişti ve deniz ortadan kaybolduğunda, oyuncuların elinde sınava devam edecek bir anahtar kalmamıştı.
Şans eseri, aralarında her şeyi "yaratma" gücüne sahip bir aldatıcı yoldaşı vardı.
Fakat sadece yeteneğe sahip olmak yetmezdi. Su Yida’nın bir şeyi uydurabilmesi için takımın buna inanması, inancın da makul bir temele dayanması gerekiyordu.
Açık bir gökyüzünde aniden beliren herhangi bir şey şüphe uyandırırdı. Sıradan yöntemler işe yaramazdı.
Ama Cheng Shi asla geleneksel yöntemlere güvenmezdi.
Su Yida’nın bacağını kavradığı an şöyle demişti:
"Hey, Yida Abi, az önce altına mı kaçırdın? Yukarıdan üzerime bir şeyler damlıyor!"
Bu cümlenin iki amacı vardı.
İlk olarak, damlayan su fikrini ortaya atarak yaklaşmakta olan uydurma için sahneyi hazırlamıştı.
İkinci olarak, Su Yida’ya durumu nasıl kıracağına dair bir ipucu çıtlatmıştı.
Cheng Shi bu sözleri söylerken, adamın ayak bileğini tutan eli vasıtasıyla Su Yida’ya ufak bir [Aldatma] kırıntısı aktarmıştı.
Zerk edilen [Aldatma]'nın zamanlaması, tam olarak "Hey" ve "Damlıyor" kelimeleriyle eşleşiyordu.
Su Yida’nın bilimkurguya karşı bir zaafı vardı—bu bir yalan değildi.
Ve Su Yida’nın ikincil kimliğini çıkardıktan sonra Cheng Shi, bu adamın hayal gücü ve güç yoluyla gerçekliğin ötesine geçmeyi arzuladığından neredeyse emindi.
Su Yida’nın bu gizemli ipucunu kavrayacağından şüphesi yoktu.
Yine de bu küçük bir kumardı. Cheng Shi, Su Yida’nın fırsatı yakalayacağına ve onunla hemen iş birliği yapacağına dair iddiaya girmişti.
Ve besbelli ki kazanmıştı.
Su Yida böyle bir görev için hem zekaya hem de yeteneğe sahipti.
Dürüst olmak gerekirse, o gergin karar anında Su Yida içine akan [Aldatma]'yı hissettiğinde tamamen hazırlıksız yakalanmıştı.
İç dünyasında düşünceleri tam bir kaos fırtınasıydı ama dışarıdan Cheng Shi ile iş birliği yapmak, hızlı bir tepki vermek zorundaydı.
Kimin aklına gelirdi ki; o kadar zamandır sohbet ettiği, vücudunda [Refah]'ın ilahiliğini mühürlemiş olan ve yaptığı iyileştirmelerle asla kimseyi hamile bırakamayan o [Doğum] rahibi aslında bir aldatıcı yoldaşı çıkmıştı.
Şok dalgasına rağmen Su Yida, Cheng Shi’nin bu kadar çabayla aktardığı bilginin sınavı kırmanın—ya da en azından çıkış yolunu bulmanın—anahtarı olması gerektiğini biliyordu.
O anda, [Aldatma]'nın gücü ikisi arasında rezonansa girdi.
Su Yida, sınırı geçme yolunun muhtemelen daha önceki suyla bağlantılı olduğunu hızla tahmin etti. Girdap Yutan'ın rolünü henüz çözememiş olsa da öncelikli mesele, ortadan kaybolan suyu geri getirmekti.
Neyse ki Cheng Shi ona çözümü çoktan sunmuştu.
Şu ifadeyle: "Hey—Damlıyor."
Vahşi ve çılgınca bir fikirdi ama etkiliydi.
En azından o anda, yoktan bir şey var etmekten çok daha makul görünüyordu.
Bu yüzden Su Yida oyunu sürdürdü, yukarı baktı ve Tao Yi’ye "kaybolan" suyun geri döndüğünü işaret etti—tam başlarının üzerindeydi!
Ve bununla birlikte tufan başladı.
O dakikadan itibaren felaket, tanrının bir sınavı olmaktan çıkmış; iki [Aldatma] takipçisinin incelikli yalanlarını sergilediği bir sahneye dönüşmüştü.
Diğerleri sonunda sınırı geçmenin bir yolunu bulmuşlardı. Ancak Cheng Shi, Su Yida’nın kimliğini zaten bildiği için bunların hiçbirini göremiyordu.
Tek yapabileceği diğerleriyle birlikte rol yapmak, canavarın karnını patlatmak için aynı yöntemi kullandığı o son ana kadar sadece akışa uymaktı.
Ne yazık ki, bu kusursuz performansın küçük bir kusuru vardı.
Canavarı göremediği için yumruğu hedefi ıskalamıştı.
Yine de işi tamamen berbat etmemişti. Girdap Yutan, onun Yıldırım Çarpması Hükmü'nün tüm gücünü iliklerine kadar hissetmişti.
Sonrasında, var olmayan canavarın midesinde saklanabileceğinden emin olmak için Cheng Shi gözlerini ve kulaklarını kapattı, Tao Yi’ye sıkıca tutundu.
Kendisi göremiyordu ama görebilen biri tarafından içeri taşınabilirdi.
"Gerçeklik ile İllüzyon Arasındaki Yarıkta Beliren Serap" denen şey, tamamen yalan ile gerçek arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmakla ilgiliydi.
Kendine yönelik "Aldatma" ve Cheng Shi’nin "Gerçekliği."
Su Yida, Cheng Shi’nin bu cesur düşünce tarzına hayran kalmadan edemedi. Böyle bir anda cevabı bulmak ve sınavı geçmek için bu kadar sıra dışı bir plan üretmek gerçekten etkileyiciydi.
Su Yida’nın söyleyecek bir şeyi varmış da kelimeleri bulamıyormuş gibi duran karmaşık ifadesini gören Cheng Shi, yüksek sesle kahkaha atmaktan kendini alamadı.
"Nasıl bir duyguymuş? Dere kenarında o kadar yürürsen eninde sonunda ayağın ıslanır. Aldatılmak pek iyi hissettirmiyor, değil mi?"
"Sen..." Su Yida’nın yüzü hayal kırıklığıyla buruştu. "Vücudundaki [Refah] ilahiliği de mi sahteydi?!"
Tabii ki böyle bir zamanda bile tek önemsediği şey ilahilikti.
Ne kadar ilginç.
"Demek onlara gerçekten katıldın," diye yanıtladı Cheng Shi gülümseyerek.
"Bunun bir önemi yok. Önemli olan... senin vücudundaki [İlahilik]..."
"Ah, Mantık Derneği'ndeki oyuncular tanrılığa ulaşma arayışlarında mantığı terk edeli çok oldu. Su Yida… uyan artık.
Bunu bir profesyonelden diğerine dostça bir uyarı olarak kabul et. İstesen de istemesen de bunu ikinci kez söylemeyeceğim."
Cheng Shi, tamamen kötü biri olmayan ama açıkça tehlikeli bir yola sapmış aldatıcı yoldaşına acıyormuş gibi iç geçirdi.
Ancak Su Yida konuyu değiştirmedi.
"Vücudundaki [İlahilik]..."
"...O gerçekten yaşandı. Ben sadece kimliğim hakkında yalan söyledim."
Bunu duyan Su Yida sonunda rahatlamış göründü.
Cheng Shi onun vücudundaki hafif gevşemeyi görebiliyordu ve içten içe eğlenmeden edemedi.
Ben Le Le'er'ın aurasını gizlemek için yalan söyledim... Peki sen ne saklıyorsun?
Kısa bir duraksamanın ardından Su Yida daha ciddi bir tonda konuştu:
"Dürüst olacağım. Evet, Mantık Derneği'ne katıldım. Ve onların yardımıyla, etrafa saçılmış bir [İlahilik] parçası elde ettim. Şu anda onu nasıl muhafaza edeceğimi inceliyorum.
Eğer sen bir [İlahilik] parçası taşıyorsan, bu demek oluyor ki... Ben de [İlahilik] için bir kap görevi görebilirim."
Bu samimi tavrına rağmen yalan söylüyordu.
Ama artık yalan söylemenin ne anlamı vardı ki?
Cheng Shi, devam etmesini işaret eden meraklı bir kaş kaldırdı. Ancak Su Yida’nın bir sonraki söylediği şey onu tamamen hazırlıksız yakaladı.
"Şimdi anlıyorum. Senin yeteneğin kesinlikle Aldatma Ustası olmalı!"
"???"
"Başından beri senden hiç şüphelenmememe şaşmamalı. İnsanları hamile bırakamayan bir [Doğum] rahibi ha? İşte bu çok gülünçtü. Şimdi her şey mantığa oturuyor. Cheng Shi, sen gerçekten alem adamsın.
Eee, skorun kaç? Gel dürüstçe konuşalım."
Cheng Shi kahkahayı bastı. Bir başka aldatıcı tarafından deşifre edilmek onu pek endişelendirmiyordu, çünkü bu tarz şeyler daha önce de başına gelmişti.
Sonuçta bir yalancıyı, başka bir yalancıdan daha iyi kim anlayabilirdi?
Yine de Cheng Shi merak etmişti. Konuşmalarında Su Yida’ya kopya verecek bariz hiçbir şey geçmemişti, bu yüzden gülümseyerek sordu:
"Nasıl anladın?"
Su Yida omuz silkti. "Anlamadım. Sadece salladım ve tuttu."
"?"
"Ortaya attım ve tesadüfen doğru çıktı."
"……"
Tüm numaralarını bilen bir başka "aldatıcıyla" konuşmak... inanılmaz derecede sinir bozucuydu.
Cheng Shi başını sallayıp kıkırdayarak konuşmaya bir son verdi.
"Güzel, bu raundu sen kazandın. Kendimi yeniden tanıtayım: Cheng Shi, Palyaço, 2401."
"Hah, ne büyük tesadüf. Su Yida, Düzenbaz, 2401."
Cheng Shi’nin yüzü şaşkınlıkla aydınlandı.
Bu da bir yalandı ama açıkça görülüyordu ki… yalan olan şey skor değildi.
Ama neden skoru hakkında yalan söylesindi ki…?
Su Yida, bana gerçekten hiç mi güvenmiyorsun? Ben burada gayet dürüst davranıyorum!
"Pekala, birbirimizi sınayarak daha fazla zaman kaybetmeyelim. Sınav henüz bitmedi. Bu sakinlik sadece geçici. Buradan nasıl çıkacağımızı bulmalıyız."
Su Yida hafifçe güldü, döndü ve boşluğun derinliklerine doğru yürümeye başladı.
"Geliyor musun?"
Cheng Shi onun savunmasız arkasından baktı ve aklına muzip bir düşünce geldi. Burnunu karıştırdı ve Su Yida’nın yönüne doğru bir sümük fırlattı.
Tam sümük ona çarpmak üzereyken Su Yida aniden arkasına döndü ve onu parmaklarının arasında yakaladı.
İfadesi, sanki Cheng Shi’nin bu hamlesini başından beri tahmin etmiş gibi oyuncuydu.
Cheng Shi ona "Harikasın" gibisinden bir bakış attı, ardından rahat bir tavırla tam tersi yöne doğru yürümeye başladı.
"Ayrılalım ve daha fazla alanı kontrol edelim."
Cheng Shi gittikten sonra Su Yida elindeki "mermiye" baktı.
"…Seni gidi pislik…"
Yorumlar
Yorum Gönder