Bölüm 156
Bölüm 156: Bir Tanıdık, Sonra Bir Başkası
·
"Büyük usta!?"
"Bekle, bekle, bekle—yaklaşma..."
Güm!
Cheng Shi yeniden yerdeki et ve kan yığınının içine çakıldı.
Fakat bu sefer üzerine bir başkası da düşmüştü.
Koşarak gelip onu yere seren kişi, Cheng Shi'nin bir zamanlar sınav kazanmasına yardım ettiği Duyu Avcısı Bai Ling'den başkası değildi.
Ne tesadüf ama.
Bir tanıdık daha.
Önündeki üç kişinin de yıpranmış hâllerine, yırtık kıyafetlerine ve yaralarına bakan Cheng Shi, başlarının büyük belada olduğunu hemen anladı.
Ama...
Fang Shiqing onu kendi sınavlarına nasıl çekebilmişti?
Son görüşmelerinin üzerinden sadece birkaç gün geçmişti.
Yoksa o da 2400 puana mı ulaşmıştı?
Az önce duyduğu [Ölüm] ağıtını söyleyen kişi oydu.
Öyleyse...
O da artık O'nun için mi çalışıyordu?
Bu da O'nun oyunlarından biri miydi?
Cheng Shi'nin zihni sorularla doluydu.
Fakat bir şey oldukça açıktı.
Bu bir...
Meşale Taşıyıcıları sınavı gibi görünüyordu.
Aslında ışığa atlamadan önce dışarıdan bazı konuşmaları duymuştu.
Şimdi bu tanıdık yüzleri görünce Bai Ling ile Fang Shiqing arasındaki ilişkiyi tahmin etmek zor değildi.
Üzerine kapanmış, gözlerinde umut ateşleri yanan ve yeniden buluşmanın sevinciyle ışıldayan Bai Ling'in altında yatarken Cheng Shi gülümsedi.
İçindeki gerginlik bir miktar azalmıştı.
"İn artık üstümden! Eziliyordum! Kilo mu aldın sen?"
"Ha? Gerçekten mi? Belki göğüslerim büyümüştür."
Bai Ling kıkırdayarak onun üzerinde yatmaya devam etti.
"..."
Cheng Shi neredeyse unutmuştu.
O bir [Yozlaşma] takipçisiydi.
Bu tür konuları onunla konuşmak yalnızca daha da heyecanlanmasına yol açardı.
[Yozlaşma] deyince...
Cheng Shi'nin aklına başka bir sınavdaki başka bir [Yozlaşma] takipçisi geldi.
Iyy...
Bu kirli düşünceyi hemen kafamdan atmalıyım!
Bai Ling aslında düşünceli biriydi.
Heyecanını yalnızca kısa süre gösterdikten sonra Cheng Shi'nin üzerinden yuvarlanıp indi.
Hatta ayağa kalkmasına bile yardım etti.
Cheng Shi doğrulduktan sonra envanterinden uzun bir palto çıkardı ve düzgünce giymeye bile uğraşmadan beline sardı.
Bunu gören Fang Shiqing'in yüzündeki endişe nihayet kayboldu ve yerini bir gülümseme aldı.
"Sen de oldukça rahat görünüyorsun."
Cheng Shi sırıttı.
"Daha da rahat göründüğüm hâllerim var ama onların bir bedeli oluyor."
Sözleri ağzından çıkar çıkmaz Bai Ling yanaşıp koluna sarıldı.
"Ben öderim büyük usta. Ne kadar?"
"..."
Cheng Shi çaresizce ona baktı.
"Ne ara bu kadar arsız oldun sen?"
"Sen benim oyunuma uyduğumda hoşlanıyorsun. Ben de... bazı insanlardan birkaç şey öğrendim."
"..."
Teşekkür ederim ama beni bu kadar övmesen de olur.
Cevap veremez hâle geldim.
Cheng Shi çaresizce başını salladıktan sonra bütün bu süre boyunca onları izleyen Fang Shiqing'e döndü.
Göz göze geldiler.
İkisi de gülümsedi.
Bazı duyguların ifade edilmesine gerek yoktu.
"Kader gerçekten ilginç yollar izliyor.
Uzun zaman oldu, Kale Muhafızı."
"Seni tekrar görmek güzel, Unutulmuş Doktor."
"..."
Cheng Shi'nin gülümsemesi bir anlığına dondu ama hızla normale döndü.
Neyse ki bu kimlik hâlâ korunabiliyordu.
Eğer aynı gün içinde ikinci kez kimliği açığa çıksaydı, Cheng Shi bu [Düzen] sınavının arkasındaki kişinin gerçekten [Düzen] olup olmadığını ciddi şekilde sorgulamaya başlayacaktı.
İki eski takım arkadaşıyla selamlaştıktan sonra bakışları Fang Shiqing'in arkasındaki uzun boylu ve iri yapılı genç adama kaydı.
Bu Meşale Taşıyıcısı'yla daha önce hiç karşılaşmamıştı.
Fakat şaşırtıcı şekilde, adama baktığı anda onun adını biliyormuş gibi hissetti.
Bir an afalladı ama gülümsemeyi sürdürerek sordu:
"Abla, bizi tanıştırmayacak mısın?"
Fang Shiqing arkasına baktı.
Genç adam öne çıktı ve nazikçe selam verdi.
"Cui Qiushi.
[Düzen] Şövalyesi.
Kale Muhafızı."
Beklediğim gibi!
Gerçekten Cui Qiushi'ydi!
Cheng Shi'nin zihninde anında İhtiyar Cui'nin görüntüsü canlandı.
Önündeki genç adamın yüzü yavaş yavaş babasının yüzüyle örtüşüyordu.
Benzerlik inanılmazdı.
Özellikle gözleri...
Gençliğindeki İhtiyar Cui'nin gözleriyle neredeyse aynıydı.
Ancak bu Cui Qiushi hiç de zayıf değildi.
Görünüşe göre son altı aylık sınavlar ve mücadeleler boyunca, İhtiyar Cui'nin anlattığı o cılız oğul güçlü ve güvenilir bir savaşçıya dönüşmüştü.
Kale Muhafızı.
[Düzen] Şövalyesi.
Bu iki unvan bile tek başına çok şey anlatıyordu.
Güzel.
Gerçekten güzel.
İlk kez Cheng Shi, bir yabancının durumunu anlayabilme yeteneğinden içtenlikle memnun olmuştu.
Bunun nedeni İhtiyar Cui'ye duyduğu saygı mıydı?
Yoksa yüce idealleri savunan insanlara duyduğu takdir mi?
Kendisi de emin değildi.
Belki de ikisiydi.
Bu beklenmedik karşılaşma yüzündeki gülümsemeyi koruyordu.
Ama içten içe hiç de rahat değildi.
Çünkü...
Başka birini hatırlamıştı.
Zhao Qian'ı.
İhtiyar Cui'nin yanında son derece ketum davranan Şahin Gözü Gözcüsü Zhao Qian, büyük ihtimalle Cui Qiushi'yi tanıyordu.
Zhao Qian'ın İhtiyar Cui'ye karşı tavırlarını düşününce...
Yoksa...
O da bir Meşale Taşıyıcısı mıydı?
Bu mantıklıydı.
Eğer Zhao Qian gerçekten bir Meşale Taşıycısı'ysa, Su Yida'nın yaptıkları da daha anlaşılır hâle geliyordu.
Çünkü Cheng Shi biliyordu ki Efendisi, Meşale Taşıyıcıları'nın varlığından haberdardı.
Üstelik onların izlerini gizlemelerine yardım etmiş bile olabilirdi.
Eğer geleceği bilen Su Yida bunu keşfetmişse, Zhao Qian'ın ölümünü kullanarak o ölümcül planı aniden sonlandırmasının nedeni de buydu.
Elbette bunu Cheng Shi için yapmamıştı.
Kendisi için yapmıştı.
Sonuçta geleceğin üst düzey oyuncularını parmağında oynatıp ellerinden kaçan bir baş düzenbazın onların nefretini kazanması kaçınılmazdı.
Kimse aptal yerine konulmaktan hoşlanmazdı.
Özellikle de kontrol altında tuttuklarını düşündükleri biri tarafından.
Bu yüzden Su Yida, Zhao Qian'ın ölümüyle herkesi susturmuştu.
Bu hem bir tehdit hem de iş birliklerinin sona erdiğini ilan eden bir mesajdı.
Gelecekteki suikast planına karışanlar gerçekten durmuş muydu?
Cheng Shi bilmiyordu.
Ama bildiği bir şey vardı.
Baş düzenbaz Su Yida durmuştu.
Ve artık bir daha harekete geçme şansı olmayacaktı.
Tabii bunların hepsi yalnızca Cheng Shi'nin tahminleriydi.
Fang Shiqing'e sormadan Zhao Qian'ın kimliğinden emin olamazdı.
Normalde böyle şeyleri sormazdı.
Fakat karşısındaki üç kişi güvenilir görünüyordu.
Bu yüzden konuştu.
Cui Qiushi'ye dönerek şöyle dedi:
"Bir zamanlar bir Şahin Gözü Gözcüsü ile karşılaşmıştım.
Muhtemelen sizin arkadaşlarınızdan biriydi."
Bu sözler çıkar çıkmaz grubun yüz ifadeleri değişti.
Fang Shiqing'in yüzü karardı.
Başını salladı.
"Zhao Qian'dan bahsediyorsun, değil mi?"
Beklediğim gibi.
Cheng Shi iç çekti.
"Evet.
Öldü.
Bir sınavda hayatını kaybetti."
Görünüşe göre üç Meşale Taşıycısı da Zhao Qian'ın ölümünü zaten biliyordu.
Ama yine de sessizliğe gömüldüler.
Hatta her zamanki enerjik hâlindeki Bai Ling bile başını eğdi.
Ellerini göğsünün üzerinde birleştirerek usulca mırıldandı:
"Kıvılcımlar sönebilir ama ateş asla ölmez.
Hoşça kal dostum.
Acılarından kurtulmanı ve arzularına kavuşmanı diliyorum.
Hayalini kurduğumuz yeni dünya...
Umarım ufukta bizi bekliyordur."
Ortamı kaplayan hüznü hisseden Cheng Shi sessiz kaldı.
Başka hiçbir şey söylemedi.
Anma sona erdiğinde Cui Qiushi başını kaldırdı.
Gözleri hafifçe kızarmıştı.
Cheng Shi'ye bakarak konuştu:
"O bir öncüydü.
Bir Kale İnşacısıydı.
Ve benimle birlikte bu davaya katılmış bir kardeşti."
Kale İnşacısı!
Demek Zhao Qian bir Kale İnşacısı'ydı!
Kale İnşacıları'nın idealleri Muhafızlardan oldukça farklıydı.
Bu parçalanmış dünyada yeni bir yol açmak istiyorlardı.
İlahi yeteneklerini kullanarak insanlık için yeni bir dünya inşa etmeyi amaçlıyorlardı.
Ancak bu uğurda kendilerinden ve diğer Meşale Taşıyıcıları'ndan başka kimseye güvenmiyorlardı.
Onlara göre yalnızca güçlüler yeni dünyanın temelini oluşturabilirdi.
Bu yüzden durmaksızın güç peşinde koşuyorlardı.
Bu gerçeği öğrendikten sonra Cheng Shi sonunda Zhao Qian'ın kişiliğiyle eylemlerini bağdaştırabildi.
Yaptığı her şey güç içindi.
Yeni dünya hayalini inşa edebilmek için gücü biriktiriyordu.
Tam anlamıyla seçkinciydi.
Zayıflara güvenmeyen biriydi.
Cheng Shi kendi değerlerine Kale Muhafızları'nın daha yakın olduğunu düşünmeden edemedi.
Ama bu yakınlık bile sınırlıydı.
Çünkü Meşale Taşıyıcıları'na saygı duysa da onlardan biri olmak istemiyordu.
Uzun zaman önce korumaya değer her şeyini kaybetmişti.
Ayrıca o, tam anlamıyla "iyi bir insan" da değildi.
Sayısız düşünce bir anda zihninden geçti.
Derin bir nefes aldı.
Sonra hepsini bir kenara bırakıp yüzüne yeniden gülümsemesini yerleştirdi.
Kendisini buraya çağıran Fang Shiqing'e dönerek neşeli bir tonla konuştu:
"Görünüşe göre işleriniz pek yolunda gitmiyor.
Neden acil servisi aramadınız?
Ev ziyareti ücretlerim ucuz değildir.
Ama eski dost olduğumuz için size indirim yaparım.
Şimdi anlat bakalım abla.
Beni başka bir yerden buraya nasıl çekmeyi başardın?
Bunu ilk muayene ücretinin bir parçası sayacağım."
Fang Shiqing tüm bu süre boyunca Cheng Shi'yi dikkatle inceliyordu.
Ayrı kaldıkları dönemde değişip değişmediğinden emin değildi.
Fakat şu anda Cheng Shi'nin kalbi, son karşılaştıklarından daha canlı görünüyordu.
En azından kısa bir anlığına güneş ışığıyla doluydu.
Ancak sorusunu duyunca gülümsemesi dondu.
Cheng Shi'ye garip bir bakış attı ve karşılık olarak bir soru sordu:
"Sen...
Bilmiyor musun?"
Görünüşe göre gülümsememek bulaşıcıydı.
Cheng Shi'nin gülümsemesi de dondu.
Ha?
"Ben...
Bilmem mi gerekiyordu?
Öyle değil mi?"
Yorumlar
Yorum Gönder