Bölüm 155
Bölüm 155: Bir Çağrı mı...!?
·
Bir şeyler yanlıştı!
Hem de çok ciddi şekilde yanlıştı!
Cheng Shi dışarıdan bakıldığında rahat görünse de içten içe son derece tetikteydi.
Biraz önce Kader Zarı sıçradığından beri zihninin derinliklerinde belirsiz ve kesik kesik gelen bir ses yankılanıyordu.
Ses sanki bilincinin en derin köşelerinden ya da çok uzak bir boşluktan geliyordu. Hem yakın hem uzakmış gibi, silik ve parçalıydı.
Cheng Shi dikkatle dinlemeye başladı.
Bir süre sonra bunun bir kadın sesi olduğunu anlayabildi, ancak ne söylediğini çözemiyordu.
Bu durum onu huzursuz etti.
Bu sefer gerçekten uğursuz bir şeyler dönüyor gibiydi!
"Hakikat"i araştıran ve evrenin temel ilkelerini inceleyen bir tesiste hayalet fısıltılarına benzeyen sesler duymak...
Bunun hiçbir yanı normal değildi.
Bakışları yakındaki bilginlerin üzerinde dolaştı ama kimse ona dikkat etmiyordu.
Sonra takım arkadaşlarına baktı ve onların çoktan ayrılmış olduğunu fark etti.
Kimsenin ilgilenmediğinden emin olunca adımlarını hızlandırdı, bir merdivenden daha tenha bir geçide indi ve gözlerden uzak bir köşe buldu.
Bilgileri toplamaya devam mı edeceğine yoksa bu tuhaf sesi mi araştıracağına karar vermeden önce kafasının içindeki bu esrarengiz sesin ne olduğunu öğrenmeliydi.
Ancak beklemediği bir şey oldu.
Köşeye yerleştiği anda zihnindeki ses daha da netleşti.
Gerilen Cheng Shi, [Ölüm] yüzüğünü kavradı ve etrafına dikkatlice göz attı.
Kimsenin olmadığından emin olduktan sonra tüm dikkatini sese verdi.
Ve sonra...
Sisli, ürpertici bir şarkı duydu:
"Ölüler çoktan... gözlerini kapatmadı, kemikleri fısıldıyor... usulca mırıldanıyor...
Burası... O'nun hükümranlığı, ölümün... yeniden doğuş olduğu yer...
Dön savaşçım... bu ağıt senin... zafer şarkın..."
Şarkının sözleri netleştikçe Cheng Shi'nin kalbi hızla çarpmaya başladı.
Sanki bilinmeyen bir dünyadan bir şey onu çağırıyordu.
İçini panik kapladı.
Bileğini sıktı. Parmaklarının altında gittikçe kuvvetlenen nabzı hissediyor, yüzü giderek daha da endişeli bir hâl alıyordu.
"Sıçtık, tahsildar gelmiş!"
Yahu daha yeni senedi imzaladım!
Bu kadar çabuk borç tahsil etmeye mi geldiniz?
İki gün daha veremez miydiniz?
Sanki ödemeyecekmişim gibi acele ettiriyorsunuz!
Siz panik yaparsanız ben de panik yaparım!
Kalbi giderek daha hızlı çarparken Cheng Shi dişlerini sıktı ve kendi üzerine bir Sükûnet büyüsü kullandı.
Derin derin iki kez nefes verdi.
Ardından duyularını sonuna kadar açarak bedenini ve çevresini incelemeye başladı. Birinin üzerine büyü yapıp yapmadığını kontrol ediyordu.
Eğer biri ona müdahale etmişse bu kişi yalnızca Hu Wei olabilirdi.
Çünkü Bai Fei onu öldürmek istese böyle dolambaçlı yöntemlere ihtiyaç duymazdı.
Muhtemelen tek bir ok yeterdi.
Yan Chun ise böylesine ince bir hamle yapabilecek kadar tecrübeli değildi.
Ama gerçekten Hu Wei ise amacı neydi?
Cheng Shi'den ne istiyordu?
Gün boyunca yaşananları zihninde tekrar gözden geçirdi.
Kritik hiçbir bilgi sızdırmamıştı.
Herhangi bir sözlü tuzağa da düşmemişti.
Hu Wei'nin bu kadar acele etmesini gerektirecek bir neden yoktu.
Öyleyse sorun neydi?
Kaşlarını çatan Cheng Shi derin düşüncelere daldı.
Yer değiştirmenin işe yarayıp yaramayacağını görmek için başka bir noktaya yürüdü.
Ancak merkezi platforma, dev ağacın bulunduğu bölgeye yaklaştıkça kafasının içindeki ses daha da netleşmeye başladı!
Adımları bir an duraksadı.
Önündeki devasa ağaca baktı.
Ses zayıfken fark etmemişti ama şimdi iyice yaklaşınca zihnindeki fısıltıların Fısıldayan Ağaç yönünden geldiğini anladı.
Birleşik Fısıldayan Ağaç mı?
Demek "fısıldaması" böyle oluyordu?
Cheng Shi'nin yüzü karardı.
Dikkatle ağaca doğru bir adım daha attı.
Gerçekten de her adımda ses biraz daha yükseliyordu.
Yoksa...
Bu ağaç tahtın üzerindeki O'nunla bağlantılı olabilir miydi?
Mantık Kulesi bilginlerinin diktiği bir ağaç başka nasıl [Ölüm]'e ait böyle bir ağıt fısıldayabilirdi?
Ve daha da önemlisi...
Bu ses...
Ona tanıdık geliyordu.
Cheng Shi kaşlarını çattı.
Bu sesi daha önce nerede duyduğunu hatırlamaya çalışıyordu.
Tam o sırada göğüs cebindeki zar yeniden sıçradı.
İrkilerek göğsünü tuttu ve zarı gizlice çıkardı.
Fakat parmakları zarın yüzeyine dokunduğu anda bilinci anında boşluğa çekildi.
Buna karşılık bedeni yerinde kaldı.
Doğal bir şekilde ayakta duruyordu.
Bir eli göğsündeydi, kaşları düşünceli şekilde çatılmıştı.
Hareketsiz olsa da garip görünmüyordu.
Çevresindeki hakikatin doğası üzerine sessizce düşünen bilginlerden hiçbir farkı yoktu.
...
Bu boşluk yolculuğu öncekilerden farklıydı.
Cheng Shi uzun süre karanlıkta sürüklendiğini hissetti.
Sonunda bir ışık huzmesi buldu ve şarkının geldiği yönü takip etmeye başladı.
Işığın içine atlayıp atlamamak konusunda tereddüt ederken karşı taraftan tanıdık bir ses duyuldu.
İşte bu ses, Cheng Shi'nin hafızasını aniden canlandırdı.
Şok içinde kaldı.
Sonra hiç tereddüt etmeden ışığın içine atladı.
...
"Dön savaşçım! Bu ağıt senin...
Zafer şarkın!"
"..."
"Qing... Abla Qing, bu yedinci kez oldu. Gerçekten işe yarayacak mı?"
Yumuşak ve hoş bir kadın sesi duyuldu.
Sesinde şüpheden çok merak vardı.
Belki de sadece bu eşyanın neden beklenen etkiyi göstermediğini anlamaya çalışıyordu.
"İşe yarayacak!"
Qing Abla diye hitap edilen kadın dudağını ısırdı.
Yüzü solgundu.
Titreyen ellerinde altın bir maske tutuyordu.
Maskenin üzerinde dikkat çekici kan lekeleri vardı.
Parmak boğumları bembeyaz olmuştu.
Ellerinin hafif titremesi, sözlerindeki kararlılığa rağmen içindeki güvensizliği açığa vuruyordu.
Titreşen ateş ışığı yüzüne vuruyor, değişen ruh hâlini yansıtıyordu.
Kararsızdı.
Emin değildi!
İnsanları değerlendirmede hiç yanılmadığını düşünmesine rağmen, ona bu altın maskeyi veren adam hâlâ çözemediği bir bilmeceydi.
Fakat durum artık çok kötüydü.
Ve başka seçenekleri kalmamıştı.
Bu kumarı oynamak zorundaydı.
Vazgeçerse takım arkadaşlarına ne olacaktı?
Hayır.
Henüz vazgeçme zamanı değildi!
Fang Shiqing, pes edemezsin!
Evet.
[Hakikat] ozanı olan ve [Ölüm]'ün ağıdını söyleyen bu kadın, Cheng Shi'nin eski takım arkadaşı ve bir zamanlar onu Meşale Taşıyıcıları'na katılmaya davet etmiş olan Fang Shiqing'den başkası değildi.
Yanında duran yaralı iki takım arkadaşı gergin ifadelerle onu izliyordu.
Tüm umutları elindeki maskeye bağlı gibiydi.
Fang Shiqing'in yeniden şarkı söylemeye hazırlandığını gören erkek takım arkadaşı omzuna elini koydu ve ciddi bir ifadeyle başını salladı.
"Qing Abla, 'Kemik Asker' sayfaların tükenmek üzere.
Böyle devam ederse mevziyi savunabilecek tek kişi ben kalacağım.
Ve ben de onları daha fazla durduramam."
Fang Shiqing ona döndü.
Az önce kararsızlıkla dolu olan gözlerinde şimdi umut parlıyordu.
Gülümseyerek onu teskin etti.
"Merak etme. Sağduyuya meydan okuyan her eşyanın açıklayamadığımız bazı tuhaf özellikleri olur.
Ben belirsiz bir çağrıya güvenmiyorum.
Sadece mevcut durumumuzda uzun süre dayanamayacağımızı biliyorum.
Kemik Askerler düşman hücumlarını durdursa bile sorun şu ki... Biz çok zayıfız.
İyileştirme sayfalarım bitti.
Acilen bir şifacıya ihtiyacımız var.
Bu noktada elimizde kalan tek seçenek bu maske.
Bir ihtimal düşündüm.
Belki de 'Kemik Asker' sayfasının derecesi etkisini tetiklemek için çok düşük kalıyordur.
Yüksek dereceli bir 'Oyuncu Kuklası'nı destekleyemiyordur. Ama merak etme. Hâlâ bir 'Kemik Savaşçı' sayfam var. Bu, [Ölüm]'ün S Dereceli bir yeteneği. Eğer..."
"Hayır!"
Fang Shiqing sözünü bitiremeden erkek takım arkadaşı onu kesti.
"O sayfa senin son güvencen. Biz burada ölebiliriz ama sen ölemezsin.
Qing Abla, Meşale Taşıyıcıları Ateş Arayıcısı'nı kaybedemez. Nasıl ateş çıra olmadan yanamazsa!
Biz düşebiliriz. Ama bizim yerimizi alacak başkaları her zaman bulunur.
Fakat şu anda kalan son Ateş Arayıcısı sensin.
Meşale Taşıyıcıları için... Herkesin umudu için... Qing Abla, ölemezsin."
"Ben..."
Fang Shiqing bunun farkındaydı.
Ama takım arkadaşlarını bırakıp sınavın sonuna kadar tek başına hayatta kalmak...
Bu ona fazla acımasız geliyordu.
Bu yüzden son bir kez daha denemeye kararlıydı.
[Hakikat] ozanı altın maskeyi daha sıkı kavradı.
Gözlerinde bir an tereddüt belirdi.
Sonra yerini kararlılığa bıraktı.
"Ben... Bir kez daha denemek istiyorum...
Bu sıradan, işe yaramaz bir maske değil.
Davetimi reddetmiş olsa da ben... Ben ona güveniyorum. Beni kandırmaz.
Eğer gerçekten bir Unutulmuş Doktor kuklası çağırabilirsek, sınavın son anlarına kadar hepimizi hayatta tutmaya yeter."
"Ama..."
Erkek takım arkadaşı yeniden itiraz etmeye hazırlanıyordu.
Tam o anda ayaklarının dibinde yatan ve şimdiye kadar kıpırdamadan duran ceset aniden gözlerini açtı.
Parlak gözleri, çürümüş etin içine yerleştirilmiş mücevherler gibi ışıldıyordu.
Gözleri açıldığı anda ceset derisini dökmeye başladı.
Üzerindeki tüm pislik ve çürüme soyulup düştü.
Çürümüş kabuğun altından yepyeni bir beden yavaşça doğruldu.
Yeni beden etrafına bakındı.
Yakındaki üç kişiyi fark etti.
Onların şaşkın, umut dolu ve rahatlamış ifadelerini görünce, cesedin içinde yeniden doğan "Kemik Asker" kolundaki kanı silkeledi ve konuştu:
"Yo, abla.
Bugün bayağı havalı görünüyorsun."
Yorumlar
Yorum Gönder