Bölüm 109

⏱️ Hesaplanıyor...

 Bölüm 109: Gece Kargaları Ağıtlarını Söylerken

·

Li Bola, sanki içini tamamen okumak istiyormuş gibi meydan okuyan, hafif saldırgan bir bakışla Cheng Shi’ye gülümsedi.

"Güven konusunda epey cimri görünüyorsun."

Cheng Shi cevap vermeye tenezzül etmeden umursamazca omuz silkti.

Bu sırada Qin Chaoge’nin yüzü daha da asıldı:

"Neden aynısını korucuya da sormadın?"

Cheng Shi kadını geçiştirerek, "Seni ne ilgilendirir?" dedi.

Kısa bir süre düşündükten sonra Li Bola’ya döndü ve sordu:

"Onların… nerede olduğunu biliyor musun?"

Li Bola gülümsedi. "Bunu nasıl anladın?"

"Katilin yakınlarda olması ihtimali seni hiç endişelendirmiyor. Bu özgüven, etrafına hakim olmaktan değil, onların tam olarak nerede olduğunu bilmekten geliyor."

"Güzel çıkarım, neredeyse bir avcının içgüdüleri kadar keskin. Ji Ran hala handa, ama Hu Xuan’a gelirsek…"

Li Bola devam etmeden önce kaşlarını hafifçe çattı: "Muhtemelen o da bir şeyler araştırıyor. Kasabanın güneyinde, oldukça hızlı hareket ediyor—büyük ihtimalle koşuyor."

"Daha önce hiç gitmediğin yerlerde bile insanları takip edebiliyor musun yani?"

Cheng Shi hayretler içinde kalmıştı.

"Rüzgar bana fısıldıyor."

Vay be, Rüzgar Terbiyecisi Korucular gerçekten de bambaşka bir seviyedeymiş.

Li Bola, Cheng Shi’nin yüzündeki hayranlık ifadesini görünce hafifçe kıkırdadı.

"Bir planın var mı?"

"Madem katil burada değil, hazır acil bir tehlike de yokken bu kanlı ayın altında neler döndüğünü araştırsak iyi olur.

Eğer [Çürüme] gerçekten de etkisini yayıyorsa, kanlı ayın ışığı altında bunu bizim de hissedebilmemiz gerekir.

Ama şu ana kadar O’nun fısıltılarından hiçbirini duymadım.

Söylentilere güvenmek yerine neden gidip kendi gözlerimizle görmüyoruz?

Kasabada küçük bir yürüyüşe çıkmaya ne dersiniz?"

Li Bola’nın cevabı net ve iş bitiriciydi: "Birlikte mi, ayrı ayrı mı?"

Cheng Shi ayrı kalmayı tercih edecek olsa da, ortalıkta hala oyuncuları avlayan gizli bir katilin varlığı onu sayıca üstün olmanın güvenliğine itti.

Üçünün şu anki gibi geçici bir barış yapması nadir bir durumdu. Eğer bu gece birlikte çalışabilirlerse, belki de önemli bir şeyler keşfedebilirlerdi.

Daha fazla vakit kaybetmeden üçlü şapel dışına çıktı ve ay ışığının aydınlattığı sokaklarda gözden kayboldu.

Çok geçmeden, Uzak Karanlık Kasabası’nın sessiz sokaklarında tuhaf bir melodi yankılanmaya başladı.

"Dünyamızdan ışık çekildiğinde~

Gece kargaları ağıtlarını söylediğinde~

Kanlı ay bir kez daha inecek yeryüzüne~

Günahkarların suçlarını cezalandırmak için!"

Dürüst olmak gerekirse, Qin Chaoge’nin harika bir sesi vardı; güçlü, melodik ve kendine has bir çekiciliğe sahipti.

Ancak gecenin bir yarısı böyle ürkütücü bir şarkı duymak tam anlamıyla korkunçtu.

Cheng Shi’nin tüyleri diken diken oldu. Dayanabildiği kadar dayandıktan sonra nihayet dayanamayıp araya girdi:

"Bu şarkıyla hayaletleri bile kaçırırsın. Biz buraya araştırma yapmaya geldik, insanları dehşete düşürmeye değil. Sesini biraz kısabilir misin ablacım?"

"Korktun mu yoksa?"

"Korkmak mı? Ben mi—"

"Gak— Gak—"

Cheng Shi cümlesini tamamlayamadan, uzaklardan kargaların kulak tırmalayan çığlıkları yükseldi ve hemen ardından devasa bir karga sürüsü havalanarak çatılara doğru yöneldi.

Qin Chaoge’nin gözleri anında parıldadı.

"Gece kargaları ağıtlarını söylediğinde!

Gördünüz mü, ben şarkı söylemeye başlar başlamaz gece kargaları sökün etti! Bak, bak, uzağa uçuyorlar. Onları takip edelim mi?"

Cheng Shi ve Li Bola bakıştıktan sonra ikisi de onaylar anlamda başını salladı.

Zaman kaybetmeden üçlü peşlerine düştü. Koşarlarken Cheng Shi laf atmadan duramadı:

"Ablacım, beynin her zaman bu kadar hızlı çalışsaydı çok daha verimli olurduk!"

Qin Chaoge ona küçümseyen bir bakış fırlatarak gözlerini devirdi.

"Ben buna cehaletin arkasına gizlenmiş deha diyorum."

Heh, umarım dehanın arkasına gizlenmiş cehalet değildir.

Cheng Shi tempoya ayak uydurabiliyordu ama bir rüzgar dalgasının ya da vahşi bir hayvanın hızıyla kıyaslandığında gözle görülür derecede yavaştı.

Cheng Shi’nin geride kalmasından muhtemelen sıkılan Qin Chaoge, kaşlarını çattı ve ilk kez bir ozan ezgisi mırıldanmaya başladı.

"Kan lekeli sancaklar~ rüzgarda dalgalanır~

Altımdaki vahşi atlar~ ok gibi atılır!"

Sadece kısa bir kıtayla Cheng Shi aniden bacaklarına muazzam bir gücün pompalandığını hissetti; ayakları kendi kendine hareket ediyormuş gibi inanılmaz bir hızla koşmaya başladı.

O kadar hızlı koşuyordu ki bacaklarının alev alacağını sandı.

Tüm vücudu ısınmaya başlamıştı; yüzüne çarpan serin rüzgarı arzuluyor, daha da sert esmesini istiyordu.

Koşarken kolları bile iradesi dışında hareket ediyordu. Eğer birazcık kendini tutmasa, Cheng Shi dört nala koşan vahşi bir at gibi yere kapaklanıp ileri fırlayacakmış gibi hissediyordu.

"Bu da ne böyle…?"

Rüzgar formunda yanından hızla geçen Li Bola, dünyayı görmüş geçirmiş biri olarak aradığı cevabı verdi:

"Uren göçebelerinin bir av şarkısı!"

Qin Chaoge, oldukça gururlu bir tavırla kafasını geriye doğru attı; sanki "Bayağı havalı, değil mi?" der gibiydi.

Ve dürüst olmak gerekirse… gerçekten öyleydi.

Cheng Shi’nin yüzündeki onaylayan ifadeyi gören Qin Chaoge, bu tarz hız takviyelerine zaten alışık olduğundan kahkahayı bastı. O "hanımefendi imajını" hiç umursamadan kendini yere bırakıp vahşi bir hayvan gibi dört ayak üzerinde koşmaya başladı.

Göz açıp kapayıncaya kadar Cheng Shi’ye tam bir sokak fark atmıştı.

Çüş—

Tam bir vahşi at!

Rüzgar da altta kalmadı, sert bir fırtına gibi yanından esti; Cheng Shi’yi arkasından yetişemeyeceği, can havliyle koşturduğu bir tempoda tek başına bıraktı.

"……"

Gece kargası sürüsü gökyüzünde bir süre döndükten sonra küçük gruplara ayrılarak birkaç evin çatısına kondu.

Takım arkadaşlarının izini süren Cheng Shi, çatısı tamamen gece kargalarıyla kaplı bir evin önüne gelene kadar koştu.

Nefes nefese kafasını kaldırdığında, Qin Chaoge ve Li Bola’yı kapıda ciddi yüz ifadeleriyle dururken gördü.

Belli ki bir şeyler bulmuşlardı.

"Ne keşfettiniz?"

"Kendin bak."

Cheng Shi bir an tereddüt etti, ardından avluya adım attı.

Hem avlu kapısı hem de evin ön kapısı ardına kadar açıktı. Loş ay ışığında, yerdeki nemli lekeleri zar zor seçebiliyordu.

Ancak yaklaştıkça bunların basit su lekeleri olmadığını anladı—henüz kurumamış kan gölleriydi.

Bakışlarıyla kan izini yatak odasına kadar takip etti ve orada orta yaşlı bir adamın cesediyle karşılaştı.

Adam, [Ebedi Güneş]’e adanmış bir sunağın önünde diz çökmüş vaziyetteydi; göğsüne bir hançer saplanmıştı ve sağ eli hala kabzayı kavrıyordu. Tam bir intihar süsü verilmişti.

Olay yerini daha yakından incelemek için yere çömelen Cheng Shi, bunun da tıpkı handaki takım arkadaşının ölümü gibi sahte bir intihar olduğunu hemen fark etti.

Fakat bu seferki işçilik, handaki cinayete kıyasla çok daha profesyonelceydi. Neredeyse hiçbir bariz kusur yoktu.

Sadece adamın diz çöktüğü yerdeki bacaklarını hafifçe oynatınca, dizlerinin altında giz kalmış küçük bir kan lekesi görülebiliyordu.

Bu durum, adamın direndiğini ama birileri tarafından bastırılarak zorla tutulduğunu gösteriyordu.

Cheng Shi fazla vakit kaybetmedi. Hemen [Mevtadan Yadigar] yeteneğini aktifleştirdi. Ölü adamın çok fazla şey görmüş olmasını beklemiyordu ama en azından ne söyleyeceğini duymak istiyordu.

Böylece sordu:

"Söylemek istediğin bir şey var mı?"

"Övgüler olsun [Ebedi Güneş]’e, ışık bizimle olsun…"

Adamın sesi fısıltıya dönüşüp kaybolurken, Qin Chaoge ve Li Bola kapı eşiğinde belirdi.

İkisi de ölü adamın bu son sözlerine bıyık altından güldü.

"Heh, 'günahkarların suçlarını cezalandırmak' demek…

Ölmeden hemen önce sunağın önünde içtenlikle dua ediyordu. Eğer bu bile günahkarlık sayılıyorsa, bu adam tam olarak hangi tanrıyı gücendirdi?"

Cheng Shi’nin verecek bir cevabı yoktu. Broşu yerine koydu ve kafasını kaldırıp sunağa baktı.

Üzerinde devasa bir güneş tasviri asılıydı. Bu, Uzak Karanlık Kasabası’nın taptığı tanrı olan [Ebedi Güneş]’in simgesi gibi görünüyordu.

Göz alıcı güneş amblemi, inananlarından birinin ölümüne en ufak bir tepki vermeden, ölü adamın üzerinde sessizce duruyordu.

"Birini gördünüz mü?"

"Hayır. Her kimse bir süre önce burayı terk etmiş. Ama kesin olan bir şey var: Tıpkı bizim gibi onlar da gece kargalarının izini sürüyorlar."

Li Bola, çoğu çoktan uçup gitmiş olan gece kargalarının çıktığı pencereyi işaret etti.

"Gece kargalarının konduğu tüm evlerde insanlar ölmüş. Şöyle kaba bir hesap yaptım—yedi ev, on üç can…

Hepsi de sözde intihar."

Önceki • Sonraki • B Yer İmi • T İçindekiler • G Bölüm Ara

Yorumlar Yorum yapamıyor musun? Bu normal bir durum — bazı tarayıcılar üçüncü taraf çerezleri engelliyor. Nasıl düzeltilir? Tarayıcı ayarlarından "Üçüncü taraf çerezlerini engelle" seçeneğini kapat ve tekrar dene.